antakyadefnesabunu.com
DEFNE SABUNU ÜRÜNLERİMİZ SİPARİŞ SATIŞ NOKTALARI HAKKIMIZDA İLETİŞİM

  Menü

 Antakya

 Site'de Arama



 Anket

Daha Önce Defne Sabunu Kullandınızmı?

Oy

Evet 28
Hayır 23

Anket

 Takvim

Temmuz 2018
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31

 Saat

  Hava Durumu

Hava Durumu

 Antakya

 

Dünyanın ikinci en büyük mozaik koleksiyonuna sahip müzesinin, Antakya Arkeoloji Müzesi olduğunu ,

Hz.İsa’ya inananlara ilk defa Antakya’da Hırıstiyan dendiğini ve bu dine inananların Hac Mekanı olan
 St.Pierre Kilisesi’nin Antakya’da olduğunu  ,

Anadolu’daki ilk Caminin Habib-i Neccar Camii olduğunu ,

Bir ülkeden(Lübnan) doğup başka  bir ülkeden( Suriye) geçerek  Ülkemize gelen Antakya’da şehrin ortasından geçip Akdeniz’e ulaşan bir nehre ( ASİ ) sahip olduğunuzu ,

Misak-ı Milli Hudutları dahilinde olmakla birlikte Anavatan’la kavuşması ancak Cumhuriyetimizin ilanından 16 yıl sonra gerçekleşmiş ve bir süre Hatay Devleti olarak varlığını sürdürmüş olduğunu,

 Büyük Önder Atatürk’ün ‘ KIRK ASIRLIK TÜRK YURDU DÜŞMAN ELİNDE ESİR BIRAKILAMAZ’
sözünü söylediği ve son günlerinde bile dilinden düşürmediği ‘HATAY MESELESİ BENİM ŞAHSİ MESELEMDİR’ dediği bu vatan parçasının, Büyük Kurtarıcı’nın ebediyete intikalinden 1 yıl sonra 23 Temmuz 1939 da Türkiye Cumhuriyeti’ne katılan son toprak parçası olduğunu ,

25-30 Eylül 2005 tarihleri arasında Medeniyetler Buluşması’nın ilk olarak neden Antakya’da gerçekleştirildiğini

Biliyor musunuz ?

Antakya'nın Kısa Tarihçesi

Roma İmparatorluğu’nun üç büyük kentinden biri ve doğu başkenti. Hristiyanlığın Kudüs dışında yayıldığı ilk kent. Hz. İsa A.S. takipçilerinin Hristiyan adını aldıkları ilk kent. Yakın çağımızın en küçük ve en "kısa süreli" devletinin merkezi...

Amik ovasının başlangıcında, Amanos dağları ile Habib Neccar dağlarının ortasındaki vadide kurulmuş Antakya, bugünkü konumuyla karşılaştırıldığında inanılmaz bir tarihi zenginliğe sahiptir.

Antakya M.Ö. 4. yüzyılda Suriye Kralı 1. Seleukos tarafından kurulmuş ve babası Antiochos’un adını vermiştir. M.Ö. 64 yılında Roma İmparatorluğu’na bağlanmış ve bu dönemde gelişerek nüfusu 200.000’e ulaşmıştır.

Antakya’nın bu gelişmişliği, Akdeniz ile Mezopotamya arasında bir köprü oluşturmasından kaynaklanmıştır.

Gemiler kıyıdan 29 km uzaklıktaki bu kente Asi nehri üzerinden gelebiliyorlardı. Hareketli bir ticari hayat ve lüks malların üretimi şehre büyük bir zenginlik kazandırmıştı. Bu zenginlik dönemi, şehrin 526 depreminde yerle bir olmasına kadar sürdü.

Antakya daha sonra 300 yıl süreyle Arap-İslam ordularının denetiminde kaldı. Ardından Bizans ve Selçuklu dönemi yaşandı. 1516’da Osmanlı şehri oldu. 1918’de Fransız işgaline uğradı. 1938’de bağımsız bir devlet statüsü kazandı. 1939’da da Hatay Devlet Meclisi’nin verdiği kararla Türkiye’ye bağlandı...

Bir zamanlar Antakya ... Asi Nehriüzerinde artık olmayan tarihi Roma Köprüsü .....

 

Kentin tarihi dokusu, camiler , kiliseler ve Antakya evleri
Antakya’nın tarihi kent dokusunu tanımak için Asi nehrinin üst yanını dolaşmak gerekir. Yeni kent şehre giriş tarafında ve nehre kadar olan bölümdedir.

Kentin tarihi dokusu büyük ölçüde korunmuştur. Kent farklı dinlerden insanların yıllardır bir arada yaşadığı, dışarıdan fazla göç almadığı için de fazla bozulmamış bir yapıdadır.

Eski Antakya evleri, kemerli bir yapıyla bir arabanın zar zor geçebileceği taş döşeli ara sokaklara açılır. Sokakların ortası, yağmur sularının akabilmesi için geniş bir oluk gibi düşük seviyelidir. Evlerin hemen hepsine bir avluyla girilir. Avluların kimisi, merdivenle çıkılan birinci kattadır ve yaşam diye nitelenen bölüme bu avlulardan geçilerek girilir. Birinci katlar taş, ikinci katlar bağdadidir. Evlerin dış görünüşü sadedir ama içerideki taş ve ahşap işçiliğiyle yağlı boya süslemeler göz alıcıdır. Zeminleri göz alıcı renklere sahip karo taşlar süslemektedir.

Kentte görmeye değer tarihi yapıların önemli bölümü Kurtuluş Caddesi üzerindedir. Şehrin ana caddelerinden biri olan ve çok sayıda dükkanın sıralandığı cadde üzerinde; Ulu Cami, Habib Neccar Camisi ve türbesi, Süveyka Camisi, Katolik Kilisesi görülebilir. Giriş kapısı üzerindeki freskleriyle dikkat çeken Ortodoks Kilisesi ise Kuruluş Caddesi’ni Meydana bağlayan ara caddelerden biri üzerindedir ve dar bir pasajla büyük avlusuna girilmektedir.

Eski kentle yeniyi birbirine bağlayan köprü, eski taş köprünün yerine yapılmış. Son derece sağlam olan tarihi taş köprü, Amik ovasının kurutulması için uygulamaya konan projeye kurban gitmiş.

Köprü çevresinde tarihi Antakya evlerini görmek mümkün. Bu evlerden biri sinema, biri Belediye başkanlığı, diğeri de Postane olarak hizmet veriyor. Antakya Mozaik müzesi de bu meydandadır.

Kiliseler ;

Saint Pierre Kilisesi (St.Pierre Church)

Saint Pierre Kilisesi Stauris dağının (Haç dağı) batısında kayalara oyulmuş 13m derinliğinde, 9,5m genişliğinde, ve 7m yüksekliğinde bir mağaradan oluşmaktadır. Antakya'daki ilk Hıristiyanların gizli toplantıları için kullandıkları bu mağara Hıristiyanlığın en eski kiliselerinden biri olarak kabul edilir.Önü duvarla kapatılmış bir doğal mağaradır.Kilisenin cephesini oluşturan bu duvar Haçlılar döneminden kalmadır. Hz. İsa'nın ölümünden sonra MS 29 yılında Antakya'ya gelen Sen Piyer burada vaazlar vermiş, İsa'ya inananlara Hıristiyan ünvanı ilk kez burada verilmiştir.

Hıristiyan alemi için, Kudüs ve Roma gibi kutsal bir yer olması nedeniyle Papa VI. Paul tarafından 1963 yılında hac yeri olarak ilan edilmiştir. Her yıl 29 Haziran günü İstanbul'dan ve çevre illerden gelen çok sayıda din adamı ve Hıristiyan cemaatin katıldığı ayin yapılır. Papalık beyannamesinde, bu kilisenin yılın herhangi bir günündehac amacı ile ziyaret edilebileceği, bu ziyareti yapan Hıristiyanların bütün
günahlarının affolunacağı belirtilmiştir.

Kilise avlusu İncil'in 'Resullerin İşleri' (11:25-27) bölümünde Barnabas'ın Tarsus'a giderek Pavlos'u Antakya'ya getirdiği, Antakya'da bir yıl birlikte çalışarak Hıristiyanlığı yaydıkları ve bu dine inananlara 'Hıristiyan' adının verilmesinin Antakya'da gerçekleştiği bilinmektedir. Bu bilgilere ek olarak Pavlos'un Galatyalılara yazdığı mektupta (Galatyalılara 3:11-21) Antakya'ya gelen Petrus ile Hıristiyanlığın o günkü durumunu tartıştığını belirtmektedir. Hıristiyan geleneği Petrus'u Antakya Kilisesi'nin kurucusu ve burada oluşan Hıristiyan topluluğun ilk başpapazı olarak kabul etmiştir.

Kilisenin içinden Kilisenin erken döneminden günümüze sadece taban mozağinin parçaları ve sunağın sağında, duvar boyamalarının izleri kalmıştır. Kilisenin içindeki Günahkarlar Hamamı, Antiochus I. tarafından MÖ 3. yüzyılda yaptırılmıştır. Ayrıca içeride, bir baskın anında kaçabilmeleri için Hıristiyanlar tarafından açılmış bir tünel bulunmaktadır. Kayalardan sızarak yalakta toplanan su vaftiz için kullanılmıştır. Son yıllara kadar ziyaretçilerin şifalı kabul ederek içtikleri, hastalara götürdükleri bu su sızıntısı depremler nedeniyle azalmıştır.

 Kilisenin ortasındaki taş sunağın üstünde eskiden 21 Şubat tarihinde Antakya'da kutlanan Saint Pierre Kürsüsü Bayramı için yerleştirilen taştan bir kürsü vardır. Sunağın üzerindeki mermer Saint Pierre heykeli 1932 yılında yerleştirilmiştir. 1098 yılında Antakya'yı ele geçiren haçlılar kiliseyi birkaç metre daha uzatıp iki kemerle ön cepheye bağlamışlardır. Bu cephe 1863 yılında, Papa IX. Pius'un isteğiyle restore işlerine girişen Kapuçin rahipleri tarafından yeniden yapılmıştır. Restorasyona III. Napolyon da katkıda bulunmuştur. Kilise girişinin solunda duran kalıntılar bir zamanlar ön cephenin önünde bulunan revaktan geriye kalmıştır.

Bahçenin birkaç yüzyıl mezarlık olarak kullanıldığı bilinmektedir. Kilisenin iç kısmında da özellikle sunağın çevresinde de mezarlar bulunmuştur. Günümüzde bir müze olan kilisede Valiliğin izniyle Müze Müdürlüğü denetiminde ayin yapılabilmektedir.

ORTODOKS KİLİSESİ (Aziz Piyer ve Aziz Paul Kilisesi)

Antakya'da Hürriyet Caddesi'nde bulunan kilisenin yapımına 1860'lı yıllarda başlanmış, ancak 1872 depreminde büyük hasar görmüş, tekrar başlayan yapım çalışmaları 1900 yılında tamamlanmıştır.

KATOLİK KİLİSESİ
Sarımiye Camii'nin hemen arkasındaki daracık bir aralıktan giriş kapısına
ulaşılan, 19. yüzyılda Osmanlı padişahından alınan özel bir izinle eski bir Antakya evinin kiliseye dönüştürülmesi ile ibadete açılmıştır. Kilisenin mimarisini dışarıdan görme
olanağı yoktur. Dışarıdan sadece tepesindeki çanı görülebilir.

SAINT SIMON STYLITE MANASTIRI


Antakya-Samandağ karayolu üzerinde Aknehir beldesine 15 km uzaklıktadır. Asi vadisine hakim 479 m yükseklikte bir tepe üzerinde M.S. 6. yüzyılda yapıldığı sanılan bir manastırdır. Antakyalı St. Simon'un bir sütun üzerinde 40 yıl yaşadığı yer
olarak bilinir.
 

Camiler ;

HABİB-İ NECCAR CAMİİ

 

Bir Roma tapınağından kiliseye, daha sonra da İslamların Antakya'yı zaptından sonra camiye dönüştürülmüştür. Anadolunun ilk camisidir. Kur'an-ı Kerim'deki yasin
suresinde adı zikredilmektedir. Kurtuluş Caddesi ile Kemal Paşa Caddesi kavşağında bulunan cami, Hz. İsa'nın havarilerine ilk inanan vebu uğurda canını veren bir
Antakyalı'nın adını taşımaktadır. Caminin kuzeydoğu köşesinde yerin 4 m altında Habib-i Neccarı'ın türbesi vardır. Buradaki mezarda Habib-i Neccar'ın başı bulunmaktadır. Gövdesi ise Silpius dağındaki bir mağaradadır. Bu nedenle adı geçen dağa
günümüzde Habib-i Neccar Dağı denilmektedir. Caminin mimari tarzı ortaçağ kiliseleri üslubundadır. Osmanlı döneminde caminin etrafı
medrese odaları ile çevrilmiştir. 17.yüzyılda eklenen minaresinin alt kısmı şark, üst kısmı barok tarzdadır. Cami iç kısmının uzeydoğu köşesinde Yasin Sûresinden bir âyet yazılı
kumaş ile çevrilmiş bir bölme vardır. Burası Habib-i Neccar türbesinin üstüne rastlayan kısımdır. Cami avlusu düzgün kesme taş döşelidir. Avluda bulunan şadırvan ise 19.
yüzyıl eseridir.

ULU CAMİ


Asi kenarındaki bu caminin içi, diğer tüm Türk camilerinde olduğu gibi çok sadedir. İçi kıymetli halılar ile kaplı caminin duvarlarında altın harflerle yazılmış ayetler vardır. Bu caminin Memlûk dönemi eseri olduğu, Osmanlı döneminde bir kaç defa onarım gördüğü sanılmakladır. Doğu- batı yönünde uzanan dikdörtgen planlıdır. Caminin Osmanlı tarzında yapılmış silindirik geniş gövdeli ve yüksek
minaresi şerefeli, sivri külahlıdır ve bir kaç defa tamir görmüştür. Üzerindeki1704 tarihli kitabe bir kaç onarımdan birine ait olmalıdır. Gravürlerde, minarenin 200 yıl önce de aynı stilde olduğu görülmektedir. Avlusu geniş, taş döşeli, şadırvanlıdır. Mimarı ve
yapılış yılı bilinmemektedir. Üzerinde, 1872 depreminden sonra onarıldığını
gösteren 1874 tarihli bir kitabe bulunmaktadır.

YENİ CAMİ
Kubbeli, kübik görünümlü olup, düzgün kesme taştan yapılmış bir camidir. Sadedir. Avlusu düzgün kesme taş döşelidir. Son cemaat yeri ahşap örtülüdür. Kapısının çivi
kullanılmadan abanozdan geçme usulüyle yapıldığı söylenir.
Muvakkıthanesi, medresesi ve şadırvanı vardır. 1752 yılında Zühri Mehmet Efendi yaptırmıştır. Uzunçaşıya bakan avlu dış kapısı üzerindeki kitabe 1753 tarihlidir.
Minaresi yuvarlak gövdeli, tepede ahşap şerefelidir.

MEYDAN CAMİİ
Medreselidir, muvakkıthanesi ve 1324 tarihli şadırvanı vardır, geniş taş
avlulu, minaresi yuvarlak gövdeli, ahşap şerefelidir, çatısı 4 kemer üzerine oturmuştur. Cami avlusunun Buğday Pazarına bakan cümle kapısı minare altından açılmıştır.

MAHREMİYE CAMİİ
Medreselidir. Cami avlusuna Uzunçarşıdan bir tünelle geçilir. Ahşap çatı ortadaki üç kemer üzerine oturmuştur. Mihrabın iki yanında kendi ekseni etrafında döndürülebilen
iki taş sütüncesi bölgede mevcut tek örnektir). 10 yıl önce restore edilmiştir.

ŞEYH AHMET KUSEYRİ CAMİİ VE
TÜRBESİ

Antakya-Yayladağı güzergahında, Antakya'ya 25 km uzaklıkta bulunan Şenköy'dedir. Osmanlı döneminde yaşamış bir veli olan Şeyh Ahmet Kuseyri'nin türbesi ve aynı avluda
bulunan cami 16. yüzyıl eseridir. 

Habib-i Neccar Hazretleri

Bir Rivayete Göre;
Habib-i Neccar , Ms. 40 lı yıllarda Antakyada yaşamıştır. Roma döneminde antakya halkı putperest olduğu için, Cenab-ı Hak Hz. İsa 'ya Antakya halkı için iki resul göndermesini emreder. Hz. İsa antakya halkı için 2 resul, daha sonrada bir resul daha gönderir. Resulların halkı İrşada devam etmesine ilk inanan Habib-i neccar olur. Antakya lılar bu olaya inanmayarak, resulleri taşlayarak öldürmeye karar verirler. Habib-i neccar uzaklardan koşup gelerek, resullerin doğru söylediklerini ve onlara inanmaları gerektiğini söyler. Burada bulunan putperestler Habib-i neccar 'a bunlar seni kandırmışlar, ya eski dinine dönersin yada ölürsün şeklinde tehdide başlarlar. bu müritler dediklerini yaparak. Habib-i neccar ı öldürürler, Habib-i neccar ın şehit edilmesi ile ilgili bir çok rivayet vardır. Bunların en yaygın olanı ve halkın anlattığı olay şöyledir:

Habib-i neccar ın başı Silpiyus dağında ayrılır. vücuttan ayrılan baş, yuvarlanarak bugün cami ve türbesi bulunan yere gelir (bugün vücudu şehit edildiği mağarada başı ise caminin yanında bulunan türbededir)

Başka bir rivayete görede ,Habib-i neccar kopan başını koltuğu arasına almış, Kur'an dan ayetler okuyarak bir süre dolaşmış ve bugün türbesi bulunan yere kadar gelerek, buraya düşmüştür.

Başka Bir Rivayet ;

Rivayetlere göre Hz. İsa, havarilerinden ikisini Antakya’ya, halkını Tevhid’e davet etmek için gönderir. Buradaki Antakya’nın Türkiye’mizdeki Antakya’nın dışında bir bölge olduğu da söylenir.
Bu iki elçi yolda yürürken koyunlarını otlatan, adı Habib–i Neccar olan bir adama rastlarlar.
Adam kendilerine kim olduklarını sorar.
Onlar da: Biz Hz. İsa (as)’ın elçileriyiz, insanları putlara tapmaktan men edip, Allah’ın birliğine davet ediyoruz.
Adam, (Habib–i Neccar) elçilere:
“Bunun için bir deliliniz var mı diye sorar? Onlar da biz, hastaları iyileştirir, cüzzam ve alaca hastalığını tedavi ederiz, Allah’ın izniyle ölüleri de diriltiriz” dediler.
Bunun üzerine Habib–i Neccar, onlara yıllardan beri hasta olan bir oğlum var, onu da iyileştirebilir misiniz? Diye sorar.
Evet derler ve beraberce Habib–i Neccar’ın evine giderler.
Elçiler elleriyle hasta çocuğu sıvazlayınca çocuk Allah’ın izniyle iyileşir.
Bunu gören Neccar/marangoz Habib, iman eder.
Elçilerin şöhretleri her tarafa yayılır.
Bir çok hasta onlar sayesinde şifa bulur.
Fakat herkes aynı durumda değildir.
Kendilerini kabul etmeyen, inkar edenler de çıkar karşılarına.
İnkarcılarla, elçiler arasında bir takım konuşmalar geçer.
İnsanların imana gelmeyişini gören Neccar Habip elçilere yardımcı olmak ister.
Bundan sonrasını Kur’an’dan takip edelim.

“Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. Ey kavmim! Bu elçilere uyunuz” dedi.
“Sizden her hangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.”
(Bunun üzerine adama; sen de mi onların dinindensin? Dediler. Adam da şöyle dedi:)
“Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibadet etmeyecek mişim! Halbuki hepiniz ona döndürüleceksiniz.”
“Ondan başka tanrılar mı edineyim? O çok esirgeyici Allah eğer bana bir zarar dilerse onların (putların) şefaatı bana hiçbir fayda vermez. Beni kurtaramazlar.”
“İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum.”
“Şüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin.” (Yasin, 36/20–24)
Habib–i Neccar’ın konuşması sürerken, karşı taraf onu taş yağmuruna tutarak öldürürler.
Tam ruhunu teslim edeceği sırada, gözünün önüne, imanına karşılık Allah’ın ona yapacağı ikramlar gelir.

“Gir cennete denildi. Keşke dedi, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını kavmim bilseydi.”
Bu son sözler de Taif benzeri, kendisini taşlayarak vahşice öldüren azgınlara lanet okumak yerine, “keşke imanına karşılık Rabbimin bana yaptığı ikramları kavmim bilseydi de iman etseydi” diye temennide bulunuyor.
 

Başka Bir Rivayete Göre;
Antakya şehri, Halife Hz. Ömer’in komutanlarından Ubeydullah Bin Cerrah tarafından 636 yılında fethedildi ve fethin nişanesi olarak, Habib-i Neccar ve Hz. İsa’nın iki havarisinin mezarının bulunduğu yere bu cami inşa edildi. Habib-i Neccar, Antakya’da Peygamberimiz’in vefatından 600 yıl önce yaşamış. Fakat Efendimiz’in vefatından 4 yıl sonra (636 yılında) Hz. Ömer zamanında şehir Ebu Ubeyde b. Cerrah tarafından fetholununca, Anadolu sınırları içindeki bu ilk camiye onun adı verilmiş. Antakya’da bulunan tarihi cami, Anadolu’da yapılan ilk camidir. Bugünkü yapı Osmanlı eseridir. Cami ilk inşasında Roma dönemine ait bir pagan tapınağının üzerine inşa edilmiştir. Caminin kuzeydoğu köşesinde Hz. İsa’nın havarilerinden Yunus (Yuhanna) ve Yahya (Pavlus) ile onlara ilk inanan ve şehit edilen ilk kişi olan Antakyalı Habib-i Neccar’ın türbesi vardır. 1098 yılında Haçlılar’ın eline geçen ve 1099’da Antakya Prensliği adını alan şehirde bu cami Haçlılar tarafından yıkıldı. Memluk Sultanı Melik Zahir Baybars tarafından tekrar fethedilince cami yeniden inşa edildi.. Caminin medrese duvarında üzerinde Baybars adına bir kitabe vardır. Rivayete gore, MS 40’lı yıllarda Hz. İsa, havarilerinden Yunus (Yuhanna) ve Yahya’yı (Pavlus) Antakya’ya gönderir. Bu iki elçi, şehirde Habib-i Neccar ile karşılaşır (Neccar: Marangoz). Neccar, Hz. İsa'ya vahyolunan dini hak din olarak kabul eder ve elçileri misafir eder. Ancak Antakyalılar elçilerin vaazlarını hoş karşılamaz ve onları hapse atarlar. Hz. İsa, bunun üzerine Barbanas’ı (Hataylıların dilinde Şem’un Safa hazretleri) şehre üçüncü elçi olarak gönderir. Elçilerin tüm çabalarına rağmen halk Hz. İsa’nın getirdiği dine inanmaz ve onları öldürmeye karar verir.. Sadece şehrin öteki ucundan gelen bir kişi (Habib en-Neccar) iman edip onları destekler. Olay Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılıyor: "Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. ‘Ey kavmim’ dedi, ‘Bu elçilere uyunuz. Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir!’ (Bu tavsiyesinden ötürü ona dönerek) ‘Vay, sen de mi onların dinindensin?’ dediler. O cevap verdi: ‘Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibadet etmeyecekmişim! Halbuki hepiniz O’na döndürüleceksiniz. O’ndan başka tanrılar mı edineyim? O çok esirgeyici Allah, eğer bana bir zarar dilerse onların (putların) şefaati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramazlar. İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum. Şüphesiz ben, Rabb’inize inandım, beni dinleyin.’ Azgınlar bu sözleri dinlemeyip o zatı taş yağmuruna tuttular. Tam öleceği esnada ona; ‘Gir cennete’ denildi. ‘Keşke’ dedi, ‘Rabb’imin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını kavmim bilseydi.’ " (Yasin Sûresi, ayet: 13-27) Üç elçiyi de öldüren şehir halkı, bunun üzerine korkunç bir sesle helak ediliyor.

Habib Neccar Türbesi (Merkez)

Bazı kaynaklara göre de Habib Neccar Türbesini ve Camisini Ubu Ubeyde Bin Cerrah yaptırmıştır. Caminin bulunduğu yerde 1960 yılında yapılan bir kazıda alt kısımlarda farklı duvar kalıntıları ile karşılaşılmıştır. Ancak bu duvarların hangi yapılara ait olduğu kesinlik kazanamamıştır. Bugünkü Habib Neccar Camisi’nin medrese duvarlarında Arapça kitabeli metinlere rastlanmaktadır. Habib Neccar’ın ismi ilk kez İbni Batuta seyyehatnamesinde geçmiş; burada da Habib Neccar’ın mezarı, yanında da zaviyesi olduğunu belirtmiştir.

Caminin köşesinde Hz.İsa tarafından gönderilen azizlerine ilk defa inanan ve onları korurken şehit olan Habib Neccar’ın türbesi vardır. Evliya Çelebi, Antakya’ya geldiğinde Habib Neccar Türbesini ziyaret etmiş, ona ait çeşitli efsaneleri seyyahatnamesinde yazmıştır. Evliya Çelebi’ye göre, Habib Neccar, İsa Peygamber zamanında yaşamış ve Ona iman etmiş İsa gibi mucizeler göstermiş, daha sonra da, puta tapanlar tarafından başı kesilerek öldürülmüştür.

Bir efsane daha:
Peygamberin sevgili halifesi Hz. Ömer, Diyar-i Rûm denilen ve o zaman hiristiyanlarin elinde bulunan Anadolu'yu fethetmek, Islamlastirmak için kol kol ordular salar. Bu ordulardan biri Ebu Übeyde bir Cerrah'in kumandasinda, Antakya üzerine yürür. Düsman güçlü, arazi, sarp. Islam ordulari, cihâd heyecani ve sahadet askiyla düsmani izlemekte, kaleler zaptetmektedir. Ebu Übeyde'nin, Habib Neccar adinda yigit bir bayraktari vardir. Savasin en kizgin, en çetin anlarinda, Habib Neccar, bir elinde sancagi serif, diger elinde kiliciyla ön saflarda kiyasiya vurusur. Kumandan ne zaman : "Yetis ya Habib" derse, canini disine takar, düsman saflarini yararak öne geçer, askere sevk ve heyecan verir. Iste böyle bir gün, Antakya yakinlarindaki Nur daglari üzerinde savasilmaktadir. Düsman bir tepeyi tutmus, birakmaz da birakmaz. Ebu Übeyde çaresiz kalir, son ümit bayraktarindadir. Savasin kizgin bir aninda, yine: "Yetis ya Habib!" diye haykirir. Habib : "yallah!" diyerek tepeyi bir anda tirmanir, düsman saflarini yararak sancagi en yüksek zirveye diker. Diker ama , üzerine çullanan düsman askerleri bir kiliç darbesiyle basini gövdesinden ayiriverirler. Bu sirada galeyana gelen Islam ordusu tepeye yildirim gibi iner. Habib Neccar'in bassiz gövdesiyle karsilasirlar. Geri çekilen düsman, Habib'in basini bir siriga saplayarak götürür, ibret olsun diye Antakya kalesinin en yüksek burcuna dikerler.
Islam ordulari, birkaç gün sonra, Antakya'yi da kusatirlar. Savasin kizistigi bir sirada kale burcundaki Habib'in kesik basindan sesler gelmeye baslar:
- Kardeslerim, yigitlerim, ben buradayim. Sagdan hücum edin, sola kosun.
Kesik bastan gelen sesleri isiten Islamlar heyecanla ileri atilirlar, düsman askerleriyse panige kapilir. Kale birkaç saat içinde zaptedilir, halki, vergiye baglanir.
Kumandan Ebu Übeyde, sehit Habib'inin kesik basini defneder, üzerine türbe, yanina da cami yaptirir. Gövdesi Nurdaglarinda ayri bir mezara konur.
Iste Antakya'da, bugün herkesin bildigi Habib Neccar Camiinin efsanelesmis destani.
Camiinin bitisigindeki Habib Neccar'in yer alti mezari bugün ziyaret edilir, okunan Fatiha'lardan sonra bu kahramanlik destani hafizalarda bir kere daha tazelenir.
_________________

Eyliya Çelebi'nin diliyle :
Bizim tok sözlü, tatli dilli seyyahimiz Evliya Çelebi, iki yüz kirk yil önce Antakya'ya geldigi zaman Habib Neccar Türbesini de ziyaret etmis, ona ait çesitli efsaneler eserinde toplamistir. Evliya Çelebi'ye göre, Habib Neccar, Isa Peygamber zamaninda yasamis ve Ona iman etmis Isa gibi mucizeler göstermis, daha sonra da, puta tapanlar tarafindan basi kesilerek öldürülmüstür. Evliya Çelebi'nin bir ifadesine göre de Antakya Kal'asi, Istanbul Kal'asindan sonra en büyük kal'alardan biridir. Seyahatnamesinde bunu söyle anlatir:
"Antakya Kal'asi duvarlarinin ve burçlarinin yüksekligi baska bir yerde görmedim. Dogu yönündeki daglar üzerine oturan duvarlari 80 arsin yüksekligindedir. Asi nehri kiyilarindaki duvarlar ise yalinkat, 20 arsindir. Kal'anin yapildigi taslarin her biri birer fil gövdesi kadardir. Büyük usta Ferhat, taslari baltasiyla birbirine öyle yanastirmis ki, tek bir kaya sanirsiniz..."
Antakya'nin çevresi de tarihî kalintilarla doludur. Bunlardan biri de Iskenderun- Payas demiryolu üzerinde... Eski Iskenderun Sehrinin giris kapisi kalintilarindan olan bir sütûna "Yunus diregi" derler. Söylentilere göre, kavminin zulmünden bir deniz kenarina kaçan ve bir balik tarafindan yutulan Yunus Peygamberi, balik burada kusmus. Yunus Peygamber de bu sütunun üzerinde halka seslenmis, onlari Tanri yoluna çagirmis.
Bir zamanlar deniz kizlarinin karaya vurdugu ve bir sehir kurduklari söylenen Arsuz harabeleri, ayrica güneyindeki sütûnlu limanlar, adim basi efsane doludur.
Tarihte çesitli olaylara sahne olan Antakya, 1516 yili Mercidabik Savasi'ndan sonra, Yavuz Sultan Selim tarafindan Osmanli topraklarina katilmis, bir sancak merkezi olarak uzun yillar idare edilmistir. Birinci Dünya Savasi'ndan sonra, düsman isgaline ugrayan Antakya, Millî Mücadele sirasinda 20 Ekim 1921 Ankara Anlasmasi ile Iskenderun Sancagi içinde özerk bir idareye kavusmus, Türkiye - Fransiz arasinda yapilan uzun görüsmeler sonucu, 1938 yilinda kurulan Hatay Devletinin içinde yer almis, 11 Temmuz 1939 günü de anavatan Türkiye'ye katilmis, böylece Hatay ilimizin merkezi olmustur.
_________________

 
Kur'an da Habib-i Neccar Hazretleri

Yasin suresinin ikinci sayfasında anlatılan kıssa'da kendi kavmini, dışarıdan gelip de ve Allah'ı anlatan elcilere uymaya davet eden* bir şahıs vardır. kur'an bu kıssanın yerini ve zamanını bildirmez. zaten kıssanın nerede ve ne zaman geçtiğinin de çok önemi yoktur. yine de bir çok müfessir, bahsedilen kişinin Habib neccar olabileceğini, şehre gelen elcilerin de hz.isa'nin havarileri olma ihtimalinin yüksek olduğunu söylerler.

bahsi gecen ayetler su şekildedir:*

-(ey Muhammed!) onlara, o memleket halkını örnek ver. hani oraya elçiler gelmişti.

-hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. onlar, "şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz" dediler.

-onlar şöyle dediler: "siz de ancak bizim gibi insansınız. rahmân hiçbir şey indirmemiştir. siz sadece yalan söylüyorsunuz."

-(elçiler ise) şöyle dediler: "bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu rabbimiz biliyor."

-"bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir."

-dediler ki: "şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. eğer vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur."

-elçiler de, "uğursuzluğunuz kendinizdendir. size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz" dediler.

-şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: "ey kavmim! bu elçilere uyun."

-"sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir."

 



 

  # Yorumlar
arcaalpan
çok güzel bir şehir iki gün yetmedi tekrar gitmek gezmek istiyorum özellikle hıdrellezde tekrar gitmek isterim.hem insanları çok cana yakın hemde yemekleri harika
fhdhfj
cokguzelllllllll

Anasayfa yap
Favorilerine Ekle

Görüş Öneri Sayfayı yazdır

Konu İsmi : Antakya

Okunma Sayısı :  23137
Konu Adresi : http://www.antakyadefnesabunu.com/50-Antakya.html

     Son Eklenen Konular

 

     En Çok Okunan Konular

 

     Rastgele Konular

Bir bakışta Tahir Çelikkaya Antakya Defne Sabunu
Fuar 2010
Kullananlar Ne Diyor ?
Sıkça Sorulanlar
Vizyon - Misyon
Prof.Dr.ERKAN TOPUZ;Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı
Defne sabunu ile tanışan şampuanı bırakıyor.
Japonlar ve Amerikalıların sabunu Antakya`dan
Antakya
Hakkımızda
Satış Noktaları
Ürünler
Tahir Çelikkaya Özel İmalat Doğal Şifalı ANTAKYA DEFNE SAB
sipariş
Defne Sabunu
Tahir Çelikkaya Özel İmalat Doğal Şifalı Antakya Defne Sab
Haber7.com Deniz Baykal da bu sabunu kullanıyor
 

Ürünler (92637'kez Okundu)
Defne sabunu ile tanışan şampuanı bırakıyor. (84506'kez Okundu)
Kullananlar Ne Diyor ? (67425'kez Okundu)
Defne Sabunu (60859'kez Okundu)
sipariş (58835'kez Okundu)
Satış Noktaları (56828'kez Okundu)
Tahir Çelikkaya Özel İmalat Doğal Şifalı Antakya Defne Sab (56131'kez Okundu)
Tahir Çelikkaya Özel İmalat Doğal Şifalı ANTAKYA DEFNE SAB (39390'kez Okundu)
Sıkça Sorulanlar (32017'kez Okundu)
Hakkımızda (24753'kez Okundu)
Antakya (23138'kez Okundu)
Prof.Dr.ERKAN TOPUZ;Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı (21542'kez Okundu)
Japonlar ve Amerikalıların sabunu Antakya`dan (18620'kez Okundu)
Haber7.com Deniz Baykal da bu sabunu kullanıyor (16602'kez Okundu)
Vizyon - Misyon (13566'kez Okundu)
Fuar 2010 (12915'kez Okundu)
Bir bakışta Tahir Çelikkaya Antakya Defne Sabunu (9866'kez Okundu)

 

Prof.Dr.ERKAN TOPUZ;Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı
Satış Noktaları
Tahir Çelikkaya Özel İmalat Doğal Şifalı ANTAKYA DEFNE SAB
Haber7.com Deniz Baykal da bu sabunu kullanıyor
Fuar 2010
sipariş
Sıkça Sorulanlar
Defne sabunu ile tanışan şampuanı bırakıyor.
Kullananlar Ne Diyor ?
Hakkımızda
Tahir Çelikkaya Özel İmalat Doğal Şifalı Antakya Defne Sab
Defne Sabunu
Antakya
Vizyon - Misyon
Ürünler
Japonlar ve Amerikalıların sabunu Antakya`dan
Bir bakışta Tahir Çelikkaya Antakya Defne Sabunu


Atatürk Cad. No: 42/C 31100 Antakya/Hatay
Tel: +90 326 214 36 62 - +90 532 285 38 11 - +90 505 223 46 35


Powered by Antakyadefnesabunu.com                       

SİTEMİZİN İÇERİĞİNİ VE FOTOĞRAFLARI İZİNSİZ KULLANANLAR HAKKINDA YASAL İŞLEM BAŞLATILACAKTIR.                        © Her Hakkı Saklıdır.  www.antakyadefnesabunu.com